17 Eylül 2012 Pazartesi

Sonsuzluk ve Birgün

Her sabah Yunus'a taze sağılmış süt alabilmek için köyün bakkalına, bu köprüden geçip dört kilometre kadar yol yürüyordum. Sabahın serinliğinde ötüşen kuşlardan başka bir ses duymadan  bu görünen yolun sonunun gelmesini
istemeden yürüdüm.
 Bakkal yolu en yakın arkadaşımdı...
Yürürken nefes aldığımı verdiğimi hissettim bir tek.Başka kimin yanında sadece kendi nefesimi dinleyebildiğimi yada dinleyebileceğimi bile düşünmeden...
Bu yol bir başıma beni yürüttü , üstünde gökyüzü altında derin sular olan bu yol
 tek canlı sensin diyordu. Uzakta dağlar,küçük tepeler üzerinde yeşil ağaçları ile bana doğru yaklaşırken yürüdüğümü ilerlediğimi bir şeyleri tükettiğimi anlıyordum...
Tükenen neydi?
20 yıl önce bu uzak dağlara üzerindeki yeşillikleri ile küçük tepelere baktığımı biliyorum.Ben çocuktum.
Uzak dağlarda köyün malları yayılırdı. Çobanlardan biri arkadaşımdı. Gözlerim hep o uzak dağlardaydı.
Güneş uzak dağların arkasına girdiği o vakit , küçük tepelerden çıngırak sesleri duyulurdu.Çocuktum , hep
güneş batışını gözetledim  çıngırak sesine doğru koşturdum,bu sebeple olsa gerek bu manzarayı 20 yıl önce de bilirim.Zaman denen o değiştirici şey bu manzarayı değiştirememiş...Ben değişmişim çocukluğum tükenmiş.
Çıngırak sesine doğru koşan çocuk değilim bu yolda , büyümüş çoğalmışım.Çocuğumu büyütmek için süt
almaya gidiyorum.
Oysa bunları şimdi düşünüyor ve yazıyorum o yolda yürürken bunların hiçbiri aklımda yoktu.
Bir ben vardım ki nefes alıp veren hiç kimse yoktu düşünceler sorumluluklar bile...
Ben bu yolda yürürken çok okumuş çalışkan olmuş ama yanlış tercih yapıp istemediği üniversiteyi okumuş
sevmediği mesleği yapmak zorunda kalmamak için her şeyi denemiş ama paranın ve onu kazanabilmenin
çok önemli bir şey olduğunu anlamış tercih yapıp sorumluluk almış sorumluluklar arsızca sırtına binmiş biri
değilim.  Bu yol sessiz bir yoldu öyle sessizdi ki iç sesimin bile sesini duyamıyordum.
Yolun benden başka görünenleri üstümdeki gökyüzü sessiz,altımdaki derin su sessiz uzaktaki dağ sessiz ,
 yıllardır değişmeden aynı kalabilmeleri bu sessizliklerinden olsa gerek...Ben çocukken çok konuşur çok  hayaller kurar gerçekleşmesi içinde tercihler yapardım,sonra tercihlerim ben olmaya çalıştı sorumluluklar arsızca sırtıma binip  kamçıladı ,sonra değiştim,tükendim....


müzik:Eleni Karaindrou ,eternity and a day filminden bir sahne
(-Yarın ne kadar sürer Alexander?
-Sonsuzluk ve birgün kadar...)

3 yorum:

  1. Ayşecim, sessizlik ne bulunmaz nimet değil mi? Sessiz insanları çok severim ben, sonra bir de kendimi en çok sustuğumda severim. İnsan çok konuştuğunda ne kadar çok çırpınıyor kendi için, oysaki "sus" kalmak yine kendine yapabileceği en büyük iyilik. Bıraksa çırpınmayı ve akıp gitse zamanla beraber. Belki sessiz kalınca zaman da bizi değiştiremez. Neler neler düşündürtüyorsun bana yine..
    Tükenme Ayşecim, tükenme. Ben yanlış mı görüyorum sen söyle; sen daha bir doldun, bu köy, bu manzara sana güzel şeyler yükledi. Sence?

    YanıtlaSil
  2. ne içten ne güzel bi yazı..döndüğüne sevindim :)

    YanıtlaSil
  3. Filmi izlemedim ama müzik arşivlerimde vardı ve kimbilir kaç defa dinledim. Şimdi bıkmadan bir daha ve bir daha dinledim.
    Her sabah böyle bir doğanın içerisinde 4 km yol yürümek, arınmak dedikleri böyle birşeydir belki de.

    YanıtlaSil