19 Eylül 2012 Çarşamba

Ölümü anlat anne

Yunus birinci sınıfını bitirdi.Tatilde günlük yazması için babaannesi kitap defter karışımı eğlenceli(saftirik 1)
bir şey almıştı ama Yunus için erkendi,daha kelimelerini cümleye çevirebilecek seviyeye gelmediğini sanıyordum...Oysa Yunus için en çok istediğim şeylerden biri duygularını yazması diğeri de okumayı sevmesi...Erkenden çocuğu bunaltmak istemedim yazmak konusunda, zaten her şey kendi kendine  yolunu çoktan çizmiş bir su gibi akıp gidiyordu...Köyde çok vakti vardı.Oyun oynamak için pazarı bekliyordu  şehirdeki çocuklar köylerine pazarları geliyordu.Akşama doğru odalardan birine geçip kapıyı kapatıp
yazı yazmaya başladı.Haftanın günlerini elma,armut,domates,şeftali,erik.sakız,dondurma diye ayırmış .Hafta sonunda cumartesi,pazar günü hem köyün çocuklarıyla oynayacak hem de sakız ve dondurma yiyecekti herhalde doluluğu sebebiyle sakız ve dondurma günlerine ait sayfaları boştu..
Hafta içi günleri elma ,armut... (yemesi için zorladığım bahçedeki meyve sebze) günlerinde hiç aksatmadan
yazmaya başladı...Bazı günler misafirimiz olduğunda hemen içeri girip içinde misafirinde olduğu yazısını yazıp sonra herkese okuyunca çok hoşumuza gitti.  Misafirlik sebebiyle de olsa bir yazının kahramanı olmak gururlandırdı misafirlerimizi...Altıbuçuk yaşında bir çocuğun "yaşanılmış bir günü" yazması ve okuması
köyde duyuldu, Mustafa emmi sana gelmedik,
alınmayasın ,bizide yazsın Yunus diye geldik dediklerinde Yunus çok sevindi hatta günlüğün altına resimlerini
de çizdi...Misafiri çok seviyor Yunus onlarla geçirdiği vakti yazıyor resimliyor sonra okuyor...Eskiden gelmiş
misafir geldiği tarihi söyleyip o günü tekrar okutuyor neler yapmışız diye...Yine benim dışımda  kendiliğinden çok ama çok önemli bir şeyi başarmıştı Yunus, günlüğüne bakıp bakıp gururlandım...
Bizim köyde sela verilir ve sela okunurken herkes işini bırakıp kulak kesilir kim öldü diye...
Her sabah sela sesi duymaya başladık , okunan selanın sahibini tanımaya çalışma hangi köyden kimlerden
diye konuşmalar Yunus'u nasıl etkilemiş farkına varamadım.
Bir sabah yine sela okunurken Yunus u uyandırmadan sessizce  bahçeye inmiştim.Annem babamda bahçede
 sela kim için okunuyor diye pür dikkat iken Yunus'un bağrışı ile eve koştuk...Yatağında oturmuş ağlıyordu ...
-Anne uyanınca yanımda yoktun ,sen öldün, senin selan okunuyor sandım.
Sonra her okunan selada yanıma koşmaya başladı başka bir odada olduğumu bildiği halde yine de yanıma gelip gözlerimin içine bakıp sanki "selası verilen sen misin anne"diyecek kadar şüpheliydi...
Günlüğünü okumaya başladım belki bu konuda duygularını yazmıştır diye.Elma günü domates günü...
sadece misafire odaklanmış yada yapılan harekete olaya.duygularını ne hissettiğini yazmamış yada ben
anlayamadım."Rabia hep babası ile köye oynamaya geliyor onun annesi ölmüş herhalde gölde boğulmuş yada
araba çarpmıştır"Anneannemin annesi nerde acaba ,ölmüş",böyle cümlelerini okuyunca ölmek görememek kavramlarını karıştırdığını anladım.Göremediği her kesin öldüğünü sanması ,babası gecikse öldü babam diye
telaşlanması...Okul psikoloğuna mesaj yazdığımda bana ölümü uygun bir dille anlatmamı önerdi.Oysa
ben aynı fikirde değildim ne kadar geç anlatırsam o kadar iyi diyordum.Hep başka şeylere yarın ki olaylara
bir çizgi film kahramanına filan odaklanıp ölümü anlatmak yerine dikkat dağıtıyordum...Çocuk her şeyi anlar
sen anlat diyene "sen anlat ölüm"nedir diyesim geliyor susuyordum..
Dün Yunus u doktora götürdük tırnak diplerinden tırnak gelmemeye başlamıştı.Her halde eksik bir vitamin
dir diye kendimi sorgulaya sorgulaya doktora ellerini gösterince "yakın bir zamanda ölüme yada boşanmaya
tanık oldumu"dedi "hayırımızdan" sonra ateşli bir hastalık geçirdi mi sorusuna eveti büyük bir sevinçle hatta haykırdım.Bir ölümden  yada boşanmadan dolayı çok üzülüp tırnak oluşumu zarar görmemiş, ateşi yapmıştı
tüm kötülüğü...Nasıl bir psikoloji, insanın nerelerine vuruyor diye babası ile konuşa konuşa eve gelirken
köprü üzerinde dudurduk altımızda akşam trafinden uzaklaşmak isteyen yüzlerce taşıt hızlı ve çok sesliler
üçümüz elele verip hep koşup hem arabalar gibi ses çıkardık...Kimse bizi görmedi sesimizi de duymadı...
Akşam olup Yunus erkenden yatağına yattığında "hadi anne anlat bana ölüm nasıl bir şey"dedi. Sustum."Sen anlatmasan da ben biliyorum işte bu şekilde (mumyalar gibi) toprağın altında yatacağız mezarımız ev gibi olacak ama hiç hareket edemeyeceğiz çünkü çok küçük, gözlerimiz kapalı olacak, ben bir tek yanlız olmaktan
korkuyorum anne sen benim yanımda olursan hiç ölümden korkmam..."Tamam" dedim seni hiç yanlız bırakmam..Gözlerinden öpüp ışığı kapattım...
Kardeşimden Adalet Ağaoğlu nun bir kitabını almasını istemiştim yaş günü hediyesi olarak....Şimdi yanımda
onu okuyorum okurken kendimi kitabın akıcılığına bırakamıyorum.



7 yorum:

  1. Ayşecim, Yunus'unun kocaman bir kalbi var ve belki yaşından da büyük.
    Ölüm gerçek demekse, o da gerçeği bilmek istemiş. Kendimizi bile kandırmıyor muyuz ölüm söz konusu olunca. Evvela inkâr geliyor ya bu kandırmacadan ötürü; hayır ölmüş olamaz diye. Oysaki kabullenmek, gerçeği görmek ve bilmek soğuk yüzünü bile ısıtacaktır ölümün.
    Ben de bilmiyorum bir çocuğa ölüm nasıl anlatılır. Hayatın gerçeği demek de, çocuk için içi boş bir söz olacaktır lakin tüm gerçekliğiyle her daim yanıbaşımızda duruyor işte.
    Amat'ı okudum en son. Bu kelimenin ne anlama geldiğini bilmeden. Kitabın sonunda öğrendim ki; İbranice gerçek demekmiş, aslı Emet imiş kelimenin ve başındaki (Alef) harfi silinince Met yani ölüm anlamına gelirmiş.
    Gerçek ve ölüm... Bu iki kelimeyi düşünürken günlerdir, ölümle ilgili yazman da tevafuk olamaz değil mi?
    Yunus'un hiç ağlamasın, hiç sensiz kalmasın inşallah.
    Gerçeği öğrenmek can yakmasın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok güzel yazmışsın sevgili bolkepçe;kitabı ben de okuyacağım.Ölüm üzerine ancak yaşam içinde var olduğum şu kişiliksiz,sinik,tarafsız her şeyi herkesi
      onaylayıcı kişiliğimle konuşabilirim.Yunus bundan çoğunu hakediyor...Yunus çok
      soru sormaz bazen yaşıtlarından geri buluyordum ama bu da benim suskunluğumdan...Benim gibi olmasını istemediğimden bu suskunluğum.
      Yorumun için çok teşekkür ederim.

      Sil
  2. Ölümü kendimize bile açıklayamıyorken bir çocuğa açıklamak ne kadar zor…İrwing Yalom’un bu konudaki sözlerini alıntıladım :
    “Çocuğun ölüm fikriyle boğuştuğunu gören yetişkinler olağanüstü acı çeker ve hemen çocuğun yardımına koşar. Genellikle anne-babalar inkar istemi ve toplumca kabul gören ölümsüzlük mitini kullanarak çocuğun korkusunu yatıştırmaya çalışırlar. Çocuk ebeveynin sağladığı rahatlatıcı sözellerin yanı sıra yetişkinin kaygısını ve huzursuzluğunu da anlar ve bunu uygun olarak korkusunu bastırmanın zorunlu olduğunu keşfeder. Ebeveyn ölüm korkusu ile ilgili olarak bir kaygı yaşıyorsa çocuğa da korkulacak çok şey olduğu mesajını verir. Konuya aldırmamak ve geçiştirmek ebeveynler için yalancı bir çözümdür çocuklar konuya aldırmazlık etmemektedirler ve daha ürkütücü olabilecek başka bilgi kaynaklarına yönelmektedirler.”

    YanıtlaSil
  3. Sevgili Nihaventrenkler,yorumun çok bilgilendirici ve bu karanlık tarafıma ışık saçtı.Daha önce yine sizden "Nietzsche ağladığında"adlı romanı öğrenmiş ve almak
    için sıraya koymuştum buna sonra "annem ve hataın anlamı"adlı öyküsünü de eklemiştim.
    Çok teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  4. üstteki her iki yorum da çok güzel, katılıyorum ben de ikisine de, susmak ya da ona endişeni ve korkunu yansıtmak doğru değil bence de, çocukların herşeyi anlayabildiklerine inananlardım ben, dürüst olmaya çalışıyorum herzaman bu sebeple ama biliyorsun bizimki küçük daha, ne olur bilmiyorum elbet yaş aldıkça.
    Yunus'a doğum ve ölümün gerekliliğinden bahsetsen ama uzun yaşayıp, onunla çok vakit geçirebilmek için kendine iyi bakacağından söz etsen ama bazı şeylerin elimizde olmadığını da sonuna not düşsen nasıl olur Ayşem? Tahmin ediyorum çok zordur bu ama Yunus çok derin bir çocuk ve o derinlikte tutmamalı bu korkusunu, onu mutlaka rahatlatmalı, aydınlatmalısın.
    Birlikte sağlıklı, uzun ömürleriniz olsun dilerim.

    YanıtlaSil
  5. Bu arada 'Ölmeye Yatmak' üçlemenin ilk kitabıdır ve benim yine çok seneler evvel okuduklarımdandır. Sürükleyici ve etkileyici olarak kaldı üçü de aklımda.

    YanıtlaSil
  6. Ayşe hanım yazılarınızı severek okuyorum.sizin bloğunuzu yeni farkettim.kaleminiz çok akıcı.beni çocukluğuma götürdünüz.teşekkür ederim.size yunusa ölümü anlatma da faydası olacağını düşündüğüm bir yazı gönderiyorum. ''Nev-i insanın dörtten birini teşkil eden çocuklar, âhiret imanıyla insanca yaşayabilirler ve insaniyetin istidatlarını taşıyabilirler. Yoksa, elîm endişeler içinde, kendini uyutturmak ve unutturmak için çocukça oyuncaklarıyla, haylâz bir hayatla yaşayacak. Çünkü, her vakit etrafında onun gibi çocukların ölmesiyle onun nazik dimağında ve ileride uzun arzuları taşıyan zayıf kalbinde ve mukavemetsiz ruhunda öyle bir tesir yapar ki, hayatı ve aklı o biçareye âlet-i azap ve işkence edeceği zamanda, âhiret imanının dersiyle, görmemek için oyuncaklar altında onlardan saklandığı o endişeler yerinde, bir sevinç ve genişlik hissederek der:“Bu kardeşim veya arkadaşım öldü, Cennetin bir kuşu oldu. Bizden daha iyi keyf eder, gezer. Ve validem öldü, fakat rahmet-i İlâhiyeye gitti, yine beni Cennette kucağına alıp sevecek ve ben de o şefkatli anneciğimi göreceğim” diye insaniyete lâyık bir tarzda yaşayabilir.'' Bediüzzaman Said Nurs, şualar kitabı. 9 . mesele .

    YanıtlaSil