26 Eylül 2012 Çarşamba

Araf

Dün, onüç yaşlı hanımla izlediğim film.Tek başıma ilk kez sinemaya gitmenin heyecanı ile film başlayana
kadar tüm izleyicileri ( onüç hanımı )  gözlemledim.Onüç hanımın her biri farklı zamanlarda tek başlarına
salona girdi, birkaçının yaşı hareket etmesini zorlaştıracak kadar ilerlemiş , görevlinin koluna girerek yardımla
yerlerine oturdular. Kimse birbirini tanımıyor...Birazdan izlenecek olan film "taşrada"geçiyor,bu hanımlar "taşra"yı televizyondan sinema salonundan tanıyor gibi ,görünüşlerinden konuşmalarından şimdi izleyecekleri
taşradaki drama çok uzaklar...
Film başlamadan , oniki hanım,kendilerini merak edebileceklere nerde oldukları hakkında bilgi vermek için telofonlarına yöneldiler,konuşmalar tespitimi doğruluyor.Biri torunlarını adadan yeni yollamış,biri çıkışta
eski yerlerinde buluşup çay içmek istiyor eski yerleri Moda daymış hiç bozulmadan eskisi gibi kalabilmiş,
biri, oğlu ile kız arkadaşı birlikte tatile çıkmak istemişler Avrupada aşıklar şehrine onları dün yolcu etmiş...
Bunlar duyabildiklerim...Şimdi film başlayacak ...Ve köydeki yaşantıyı sıradan sıkıcı bulan güzel kız bu sıkıcılığın kurtuluşu olarak
 tır şöförüne aşık olacak ,taşradaki kızın ve uzun yol tır şoförünün aşktan ne anladıklarını , erkek ile kadının aşktan beklentilerinin hep aynı olduğunun hiç değişmediğini  sonrasında
en ağır sorumluluk ve acının  yine kadının yaşadığını görecektik. Filmin  bazı görsel anları
çok iyi yakalanmış ,kışın buzlu ıslak camları ,uzun karlı yollar ,ergen arkadaşların diyalogları...
Ama kendini anlatamamış bir filmdi.İlk yarısı yavaş ve çok iyi yakanlanmış anlık görsellikler ile geçiyordu
herhalde taşranın sıkıcılığı anlatılmak isteniyordu  benim en sevdiğim sıkılmadan hatta taktirle izlediğim ilk bölümdü.Taşranın sıradanlığı çok güzeldi ve yaşanılması kötü bir şey gibi kaçılması gereken yer gibi göremedim.Genç bir kız taşradaki sıradanlığı sevmiyorsa her türk filminde uygunsuz bir adamla uygunsuz bir
şeyler yaşaması gerekti ve bu sıradanlık araftada es geçilmemiş...İkinci yarıda ise ne bulduysa tezgahına yerleştirmeye çalışmış bir seyyar satıcı gibi olaylar sıkıştırılmış en son sahnesi de artık taşmış olduğunun görseliliğindeydi...Tuvalette bebek doğurma olayını tüm ayrıntıları ile gösteren yönetmen , doğurma olayını
dakikalarca gösterdikten sonra ölü bebeğin getireceği sonuçları yanlış göstermesi hiç değinmemiş olması çok acı...Bebeğini tuvalette ölü doğduğunu ispat edememiş bir anne  ömür boyu ağırlaştırılmış hapis cezası alıyor yasalarımıza göre. Kasten bilerek insan öldürmeye giren bir suç...Film çıkışı kimse memnun değildi kendi kendilerine konuşarak...

Oniki hali vakti yerinde çıkışta İstanbulun eski ve kaliteli bir yerlerinde çay içecek,adadaki evlerine gidecek
olan bu hanımlar ile taşrada kendini yetiştirmeye kitap okumaya merakı olmayan bir kızın hayatını izlerken
Araf ta bir yerde olan benmişim gibi geldi...Bir tarafımda eski İstanbullu hanımlar, bir tarafımda  Kolbastı oynayarak eğlenen taşralılar ....araf ne güzel bir yer ...





1 yorum:

  1. Benzer yorumlar okumuştum ben de film hakkında, güzel başlayıp toparlayamadığı konusunda.Çizmiştim bu sebeple üstünü.
    Hanımefendilere gelince, muhtemelen sinema çay içmek gibi bir aktivitedir onlar için sadece. Kendilerine uygun saatte hangi film varsa ona giriyorlardır pek çok insanın yaptığı gibi herhalde.

    YanıtlaSil