20 Mayıs 2012 Pazar

80'lerde Ayşe






Herkes gibi benim de sadece "bir" çocukluğum vardı,keşke bir değil iki üç olsaydı diye iç geçirdiğim...
70 lerin sonun da doğmuş olmama rağmen 80 lerin sonunu hatırlayabiliyorum...
Anaokuluma dair pembe kutu kare önlüğümü,ilkokul öğrencilerini dev gibi korkulası varlıklar olarak hatırlıyorum...
Servis icat edilmemiş herkes yürüyerek okuluna giderdi,çocuklar kaybolur du ama korkulacak bir şey
yoktu elbet olmadık bir yerden çıkarlardı...
Siyah önlüğümüzün el emeği dantel yakaları vardı,saçlarımız kemik tarak suya batırılarak taranır ütülenmiş
kolalanmış kurdelalar ile süslenirdi...Pazartesi gününe özel beyaz ütülü mendilimiz çantamıza temizlik denetlemesi için konurdu...Üçgen şeklinde katlanmış mendilin üzerine ellerimizi koyup öğretmenimizi beklerdik,tırnaklarımızın kontrolu için... Tırnağı kesik olduğu halde mendili buruşuk olduğu için
tokatlananları bilirim...O zamanlar öğretmenden tokat yemek tenefüs gibi zil gibi okulun olağan ,normal ,olması gerekeni idi...Üç zamanlı okula gidiyordum,sabahçı,öğlenci,ikindiciler vardı...
Bir günde 3 saat ders işlemeye vakit vardı sonrası sokak...

Sokak....Ne muhteşem ne cazibeli ne karşı konulmaz bir yerdi...

Ayılar geçerdi bizim sokaktan ,burnunda halkası olan, tef çalan sahibinin arkasından giden istenildimi oynayan.
Eşeğinin heybesinde yemişler satan dedeler vardı sokağımızda,evden ne getirirsek alır elimizi hiç boş bırakmazdı...Evin eskimiş lastik terliğini verip yemiş istemiştik ne çok sevinmiş kucağımızı yemişle doldurmuştu...
Boş şampuan şişeleri toplayan kamyonetli amca vardı topladığımız boş kutulara karşı bir dolu şampuan verirdi, ne hoşuma giderdi ,sorup soruştururdum ama çok zordu bulmak ,zaten uzun sürmedi şampuanı kullananların kafasında yara çıkınca bir daha sokağımıza uğramaz oldu...

Sokağımızda bir de bakkal vardı,terazisinde tartarak şeker,bisküvi satan...Pempo,tipitip,turbo sakızlarım

Emzikli şekerlerim vardı bakkalda..Okul çıkışları naylon içinde meybuz yalar,leblebi tozunu yutmaya çalışırdık.



Bir de naylon ayakkabılarımız vardı okulda değil sokakta giymemize izin verilen...Yazın sıcakta naylon içinde havasız kalan ayaklarımız yanardı...Renkli naylon ayakkabılarımız ile ince  içi simli naylon bileziklerimiz
 sıra sıra kolumuza taktığımız...
Evimizde teknolojik aletimiz bir elin parmak sayısını bulmazdı,pazar konseri ile aynı anda çalışan çamaşır makinamız öyle sesliydi ki tüm çalgıların sesini bastırırdı....
Televizyonumuz renksizdi,Cenk Korayın kutusundan ne çıkacak,Saeyyal Taner ne söyleyecek,Gorbaçovun
kafasındaki leke ne zaman çıkacak merak ettirirdi...
Tanju Çolak hemşerimiz olmasına rağmen gizli gizli Prekaziyi severdim,Emel Sayın "yağdır mevlam su"şarkısını okurken ve Adile Naşit öldüğünde herkes gibi ben de ağladım...



Blujean dergisi almaya hiçbir zaman param yetmedi...
Leydi Diana ile Monako prensesleri vardı prenseslerden en çok Stefanifiyi severdim...
Bir de üç aylığına memlekete yaz tatiline giderdik,Almanya dan dayımlar da gelirdi..
Kıskançlık işte o yaz tatillerden öğrendiğim bir hasletimdir...
Almanyadan gelen kuzenlerimin kendilerine ait bavulları vardı arabalarının bagajında...
Aman yarabbim bavulun içi ,,çikletler, ambalajlı gofretler,jelatine sarılmış çikolatalar,cipsler,teneke kutu
içinde gazozlar ile tıka basa doluydu...Bizim gibi sofraya oturmazlardı ,acıktımı açarlardı bavullarını ne canları
isterse onu tıkınırlardı...Annem kızardı arabanın bagajı açık mı kapalı mı diye merak ettiğimde.."görmemişler
gibi hareket etme"derdi  hiç anlamazdım görmemiştim işte nerden görecektim...
Kuzenimin kat kat kot eteği vardı ,giderken bana bırak derdim;
---Nine Ayşe o arkadaşımın hediyesi!..
Kaset koleksiyonu vardı birini bana ver derdim;
---Nine Ayşe sizin teybiniz yok!...
62lik ispirtolı rengarenk boya kalem seti vardı,birde boyama kitabı onlarca sayfalık..
Görmemiştim işte bu kadar güzelini ve görmemişler gibi hep takımını bana bırakmasını istedim için için,
söylesem mutlaka bir sebebi olacaktı vermemek için...O kadar çok istedim ki  rüyalarımda hep ispirtolu
kalemler ile boyama kitabını boyadım bütün yaz...
Kıskanırdım işte kuzenlerimi bavulları olduğu için ,renkli fotoğraflarının arkasını imzalayıp baş köşeye koyulması için çerçeve de verdikleri için...

Fotoğraflarımız gibi televizyonumuzda renksizdi,pencerelerimizden biri karşı apartmanın misafir odasına
bakıyordu...Perdeleri hep açık olan bu pencereden renkli televizyon izlerdik ,kendi siyah beyaz televizyonumuzun sesini açar pencerenin önüne kardeşlerimle dizilirdik...
Seksenler de dertlendiğim şeyler aklıma geliyor...

Çocukluk dertlerimi özlüyorum.... 

14 yorum:

  1. oofffffff oofffffffff dedirttin bana:)79 luyum bende benzer şeyler yaşandı bizde de:)
    (bide şu kelime doğrulamayı kaldırsan :)ne zor geliyor bir bilsen:I)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ayarlarla oynadım umarım başarmışımdır...Yorumunuz için teşekkür ederim...

      Sil
  2. Ayşecim neleri neleri hatırlattın bana da. Her şeye rağmen yine de çocukluğunu seviyorsun onu anladım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Bolkepçe,yazarken çok hoşuma gitti şu seksenler diye diziyi de izlemeyi
      düşünüyorum belki unuttuğumuz şeyleri hatırlatır...Yorumun için teşekkür ederim...

      Sil
    2. Ben izliyorum onu. Bayılıyorum :) En çok eve gelen iğnecinin, iğneyi metal kaba koyup, kaynatılmasını istediği yerde güldüm. Almancı çocuğun tepkileri, zamane gençlerinin tepkileriyle nerdeyse aynı :)
      Ayrıca haklısın unuttuğumuz şeyleri hatırlatıyor bana da. Kapı önünde halı yıkanmasını mesela, ikide bir suyun kesilmesini, teneke kutudaki vita yağları, mahalle bekçilerini... Neleri neleri...
      Sevgiler.

      Sil
    3. Evet ben de hatırladım tüm köylerin seyyar iğnecisi vardı,teneke kutu içinde
      iğne takımları vardı,kaynar su istrelerdi iğneyi hazırlamak için...köyde topal kalmış o kadar çok insan vardı ki bir zamanlar,iğneci kazası deyip geçilirdi...
      Hatırlattığın için tekrar teşekkürler...

      Sil
  3. Yine güzel, yine çok güzel yazmışsın Ayşem. Pek çoğu benim de zihnimde kazılı yazdıklarının, misal o cikletler, emzik şekerler, leblebi tozları. Biz bir de kendimiz ezerdik leblebileri kimi zaman. Ve ayılar, o zavallı zincirli ayılar bizim mahalleye de gelirdi, koşa koşa giderdik izlemeye, çok sonra öğrenmiştim nasıl eğittiklerini onları ve kahrolmuştum sonrasında düşününce çocukluğumdaki ayıları.
    hep o zamankiler gibi 'küçük' olsun dilerim dertlerin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Esra;teşekkür ederim beğendiğin için ama sen den yardım istiyorum bloğum çok
      renksiz,şöyle kenarlara senin gibi resmimi ve geçmiş yazıları çok okunananlar gibi koymak istiyorum gaget filan diyor nedir anlamıyorum,
      nasıl yapılır bilemiyorum...

      Sil
  4. Ne kadar guzel yaziyorsun canim arkadasim. Yazinin icersinde buluveriyorum kendimi.
    Hala okullarda tirnak kontrolu yapiliyor mudur acaba ? :)
    "zaten uzun sürmedi şampuanı kullananların kafasında yara çıkınca bir daha sokağımıza uğramaz oldu." cok guldum buna da.
    Sevgiler, Opucukler,,
    Gulay

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gülay ,benim biricik arkadaşım sen misin!! bloğa girebildin mi ve nasıl yorum bırakabildin mi!!

      Sil
    2. Evet benim. Yazilarini okudugumda sanki sen okuyormussunda ben duyuyormusum gibi hissediyorum. Vurgulamalarinla :) Inanilmaz guzel..

      Sil
  5. çok güzel yazmışsın.. Duygulandım, çocukluğuma döndüm okurken.

    YanıtlaSil
  6. blogunuzu geziniyroum da ne kadar güzel yazıyor ne kadar içe dokunuyorsunuz...ben 77 liyim... çok hoşuma gidiyro bunlar

    YanıtlaSil
  7. Bu sene okuduğum en keyifli blog yazısı bu sanıyorum :) ellerine sağlık..

    YanıtlaSil