20 Aralık 2011 Salı

Kraliçe Hayat

Yunus evde hasta,aklım sadece onda.Hastane yolunda olan benim,bu yüzden  bilinmedik bir sevinçle
beraber dolmuşa biniyorum.Dolmuş kirli hava puslu gittikçe yaklaşan silüeti ile hastane korkutucu...
Korkutucu hastane ağzını açmış bir canavar gibi içine girmek istemeyeşim bundan.
Bu hastanede gözlerin bir kez daha bakmak istediği o şık giyinmişlerden yok.
Kan sırasında yüz kişi var hepsi aynı kıyafette gözleri yormayan bir sadelikte...Aralarına giriyorum onlardan
farkım yok aynı sadelikte görünmez oluyorum...
Hastane görevlilerinin hitapları davranışları da aynı tek düzelikte ve sadelikte,karşılarına yüz kişi dikilmiş
gibi değil tek kişi varmış gibi davranıyorlar bir sürüyü baş etmeye çalışır gibi...Yüz soruya bir cevap...
Hemşire kafasını kaldırmadan kollara iğneyi sokup çıkartıyor yarım saatte 160 nolu sıramın gelmesi onun
sayesinde yüzümü görmesede onu taktir ettim bilmesini isterim...
İşim çabuk bitecek ve evime hafif ateşli yavruma kavuşacağım diye seviniyorum...Buzluk kurban kemikleri
dolu sıcacık et suyu yapsam,içirsem,bir sarılsam bir alnından öpsem hiç bir şeyi kalmaz biliyorum...
En zoru ultrason,sırada kaç kişi var diye sayacak çok zaman olacak belli...
Evrakları tamamladıkça robotlaşan görevlilerin yüzlerine minnetle teşekkür ediyorum, onlar bir an önce çek
arabanı der gibi baksada...Onaların da işi zor diyorum bunca insan...öğle tatiline kaldım oysa sabahın köründe
yollardaydım...Oturacak yer yok bir buçuk saatimi nerde geçireceğim diye düşünürken keşke kitabımı yanıma
alsaydım diye iç geçirdim...Etrafıma bakındım,kitabını okuyan bir hasta burada çok dikkat çekerdi...
En iyisi tekrar kalabalığın içinde yok olmak...Şu köşede bir çocuk bu soğukta incecik bir kazakla yerde oturuyor anası oralı değil karnı burnunda belli oda benim gibi ultrosona gelmiş...
Bir buçuk saati bu anayla çocuğunu izleyerek geçirdim,izlenecek kayda değer bir şey yapmıyorlardı,iki üç
yaşlarındaki çocuk taşta oturuyor anası boş gözlerle etrafa bakınıyordu...Çok sonra çocuk sıkıldı anasının kucağına geldi,sonu güzel bitmiş bir filim gibi sevindim bu sahneye...
Sıra bana geldi,doktor yine yüzüme bakmadan senli benli emirler vermeye başladı,adın ,soyadın evlimisin...
Siz diye hitap etmesini beklemediğim bir ortamdayım üzülmüyorum ama en çok kırıldığım şeyin beni hiç tanımayan birinin senli benli konuşmaya başlaması olduğunu bilse..kendimi önemsiz hissettiğimi bilse...
Bu hastanenin görevlileri insanın duygularını önemsemiyor...Kalabalık kuyruğun sırrını çözmüş çoğu görevli
"bunlar bunu anlar"diye söyleniyorlar...Napsın onlar da haklı bunca insan...
Sıhhat bulmak için  bukadarcık hor görülmeye eziyete değer...
Evimi özlüyorum , iyileşmek için beni bekleyen yavrumu özlüyorum...Evimde tek başınalığımı özlüyorum işte o
o zaman kendi kendimin kraliçesiyim,kraliçe hayatımı özlüyorum...

6 Aralık 2011 Salı

Evhanımlarının küçük sırları

Kaç yıl önceydi şimdi nerden aklıma geldi!..
Evimdeyim yine kitap okuyorum kitap okuyorum kitap okuyorum arada bozulan yerleri toparlıyorum evle ilgili
bir sorunum yok çocukta yok...Kayınvalidem kitaplarını getiriyor söylemiyorum ama beğenmiyorum okunmaya değer şeyler değil vakit kıymetli ve basit şeylerle harcanmamalı...Televizyon bile almamışız eve
vakit televizyondaki saçma sapan şeylerle geçmeyecek kadar mühim...
Kayınvalidem yeni televizyon almış evine, eskisini bana bırakıyorlar ben evde yok iken Ankara dayken...
Üzülüyorum evde televizyonu görünce bu nedir evimin en güzel yerine kurulmuş,her şeyi basitleştiren zamanı
değersizleştiren şey benim evime giremez derken her gün ahşab kaplamasına siyah camına bakmak zorunda
olduğum bir şey oluverdi..

Kayınvalidem yeni programları haber veriyor ben oralı olmuyordum,hala beni tanıyamamış ben nasıl o programı izlerim diye iç geçiriyorum.
Sıkıldığım zamanlar ses olsun diye açmaya başladım radyo gibiydi ,yumruklanmadan görüntü gelmiyordu...
Akşam vakti evde yanlızım kayınvalidemin dediği programı açtım dinliyorum...Pop star...Sesler yetmiyor
görüntüyü merak ediyorum en çok da Bayhan ı...Yumruklayıp televizyonu aslına çeviriyorum radyoluktan
televizyona terfi ediyor...Aman ne değişik bir tipmiş bu Bayhan derken kendimi kaptırıyorum program
akışına...Bunun yanında patates kızartması olsa hem yesem hem koltuğa kurulup izlesem ne güzel oluru hemen
hayata geçirivermek için patatesleri soymaya başladım...Bir ara tavaya yağı koyup kızdırmaya başladığımı
unutmuşum...Patatesleri soyarken gülmekten gözlerim yaşarıyor kendi kendime konuşuyorum...Sen birinci
olacaksın olacaksın Bayhan korkma sinirlenme sakin ol Bayhan...O nasıl şarkı okuma yorumlama bayhan
senin gibisi varmı sen orjinalsin bayhan derken içeriden bir aydınlık zuhur etti...Tüm ışıklar kapalı idi.
Televizyonun ışığı patetesleri soydurmaya yetiyordu,çok korktum bu aydınlıkta neydi?Patatesleri bıraktım
bıçağı kavradım.Yavaş yavaş aydınlığa doğru ilerlerken Bayhanın şarkısını bastıran bir ses duydum ilk.
Alevin sesi...Tavadaki yağ alevlenmiş alevler bir volkandan çıkar gibi devasa,perde tutuşmuş ahşap pancurlar
da yanıyor...Bayhanın acı acı haykırışları içinde mutfağımı tecrübeli bir itfaiyaci gibi söndürdüm..Evdeki yanık
kokusunu bir kaç parfüm şisesini bitirerek yok ettim.Tüm gece geçen badanadan arta kalmış boyalarla kararmış duvarları boyadım,islenmiş tabak çanak va mobilyaları pırıl pırıl yıkadım...
Hiç zor gelmedi can hıraş hepsini bir hamlede eskisi gibi yaptım...Zor olan Kayınvalideme, Bayhan ı izlerken evi
yaktım demekti....

5 Aralık 2011 Pazartesi

Kimsesiz Aşure

Markete aşurelik malzemeler gelmiş,birer paket alıverdim sonunu düşünmeden...
Eve geldim malzemelere bakarak geçmişe daldım...
Yeni evli olarak bu apartmana oniki yıl evvel taşınmışım.Sabah işe giden akşam işten gelen sessiz kalabalık
lar topluluğuydu apartmanım...Kapı ağzında görüldüğünde kuru bir selamlama ile komşuluk yapıyorduk...
Evde benim gibi oturanların sayısı azdı ,bir gün kapım çalındı "size hoşgeldine geleceğiz"dediklerinde ne çok sevinmiştim sonunu düşünmeden...Hanımlar yüzüme bakmıyor evin mobilyasında duvarında gözleri olduğu
halde bir ağırlama oldu giderken "evinin badanaya ihtiyacı var ve yeni evlisin bu mobilyaların modası çoktan
geçti"dediler...Ağırlama bana ağır geldi.Sonra ki oniki sene ne çağırdım ne çağrıldım...
Böylece komşu sıfatını hiç kullanamadım,komşuluk yapamadım...
Eşimle   tek yapabildiğimiz  komşuya rahatsızlık vermemek ama komşunun verdiği rahatsızlığa ses çıkarmamak...Yunus u evde koşmaması top oynamaması hatta bağırmaması konusunda o kadar baskı yapmışız ki ,okuldan spor öğretmeni "Yunus alt kattakiler rahatsız olur diye zıplarken tedirgin oluyor" dedi...
Alt komşum darbuka çalar gece gündüz ,üst komşum köpeğini sık sık yanlız bırakır uzun uzun sahibini çağırır,
karşı komşum işte çalışır bir yaşındaki kızı sabahtan akşama kadar anne diye ağlar, dadısı bir türlü anne yokluğunu unutturamaz...Bizi kapıda oğlumuzla görenler "bağlıyormusunuz bu çocuğu hiç sesi çıkmıyor"dediklerin de Yunus da bizim gibi sevinir çünkü taktir ediyor komşularımız bizi ,hiç sessimiz çıkmıyor
sessiziz aynı bağlanmış gibi yok gibi...
Bir gün Yunus "anne niye benim odam var ki arkadaşlarım görmedikten sonra" diyiverdi içim eridi..
Okuldan iki anneyi zar zor ayarladım iki oğluyla bize öğlen oturmasına geleceklerdi aman yarabbim nasıl bekleyiş nasıl özlem Yunus daki arkadaşlarım gelecek diye günlerce hazırlık yaptı...İlk kez bir arkadaş ağırlayacaktı Yunus un odası...Hepsi bu yabani annesinin suçuydu keşke annesinin arkadaşları olsaydı keşke
annesinin arkadaşlarının çocukları olsaydı o zaman Yunus unda arkadaşları olurdu...O zaman Yunusun odası
şenlenirdi..
Beklenen gün geldi Yunusun iki arkadaşı anneleriyle geldi ve tam bir saat sonra komşularım kapıya dayandı
"Bu ne gürültü lütfen sessiz olun"...
Misafirlerimiz utandı hemencecik gittiler Yunus ağladı...Yunus ağladı....Oysa Yunus yıllarca koşmadı,bağırmadı....Yunus ağladı....
Şimdi aşure yapıp dağıtmak istemiyorum komşularıma.
İnsanı sevmek insana değer vermek karşılık gözetilecek bir şey olmamalı bunu biliyorum .Karşılık gözetmeden sevmek vermek çok güzel bunuda biliyorum.
Bildiğim bir şey de aslında hiç bir şey bilmediğim...
Sevmiyorum sizi komşularım Yunusu ağlattığınız için...Ve marketten alınmış aşurelik malzemeler sizi de
aşure yapmayacağım.Çünkü tek başıma aşure yemek sadece acı verecek...
Kimsesiz bırakacaksam aşuremi aynı üst komşumun köpeği karşı komşumun bebeği gibi acı dan başka
ne yapmış olurum ki...