25 Kasım 2011 Cuma

Yağmurlu bir cuma öğleden sonrası

Çok ağladım.Umutsuzluğa,çaresizliğe bir tepki miydi neydi ama çok ağladım.
Yıllarca ağladım.
Şu dünyada tatmak istediğim bir duygu vardı ama bana zordu yada imkansızdı.
Anne olmak istiyordum.Ama bana çok zordu hatta imkansızdı.
Anne olmaktan başka hiç bir şeyin değeri yoktu,her şey anne olmanın üzerine kuruluydu...
Bir bebeği öpmek koklamak büyütmek dünyanın en güzel şeyi idi ve ben bu güzellikten mahrum edilmiştim.
Hiç bir cümle anne olamamamın acısını gidermiyor,geçen yıllar hissettiğim eksikliği ağırlaştırıp altında ezilmeme
neden oluyordu...Dünyanın en büyük acısıydı çektiğim yıllarca...Bu acıya yakışır bir şekilde her gün ağladım.
Karşı apartmanın bir balkonunda bir kadın bebek çamaşırını ipe asıyor, ağlıyorum...
Sahilde yavru bir kedi arkamdan geliyor severken annesi çıkıveriyor,anne kediye bakarak ağlıyorum...
Uçakta, bebek kemeri dağıtan hostese bakınıp  bulutlar üstünde, ağlıyorum...
Üç odalı evimizin ihtiyaç fazlası kabul edip depo yaptığımız odasına bakıp bakıp ağlıyorum...
Mahallemizdeki bir ilkokulun teneffüs müziğini duyuyorum uzaktan, özellikle sabahları, sabahları hep ağlıyorum...
Delirmişmiydim farkında değildim çünkü bütün alıcılarım anne olamamanın eksikliklerine ayarlıydı...
Çaresizlikle ağlamak hüngür hüngür sanki  yıllarca hiç ağlamamış boşalır gibi...Ağlarken tüm acıları film izler
gibi hatırlamak,balkonda çamaşır asan kadın,kemer dağıtan hostes,anne kedi,boş oda ve yıllarca birikmiş
bunun gibi acı anlar yad edilir...
Sonra bir huzur bir sukunet gelir,sümük gözyaşı silinir...Kendi kendine teselli verilir bu bir umuttur...
Bir umut bir umut belki hamilesin...Ne kadar imkansız desede otoriteler, umut hiç engel tanımıyor işte,gözyaşlarını siliveriyor...Yıllarca ,umut ,gözyaşlarımı silen oldu...
Nedendir bilmiyorum umutlandığım anlar cuma günü öğleden sonraları oldu...
Sanki Umut beklediğim bir misafir gibi cuma günü öğleden sonra gelir oldu...
Yıllarca her cuma günü özellikle öğleden sonra ağladım ve umut gözyaşlarımı silmeye geldi...
Meşguliyetten ağlamayı unuttuğum bir günde hemşire kan tahlilin sonucunu "cuma günü öğleden
sonra alabilirsiniz"dedi.
Yağmurlu bir cuma vakti öğleden sonra tahlil sonuçlarını aldım.
Kırkbeş günlük hamile...
Sonra bardaktan boşalır gibi bir cuma vakti öğleden sonra yağan yağmurlu bir vakitte oğlumu sol omzuma
koyan doktara bakıp "teşekkür"ettim....
Yirmibeş Kasım Yunus un doğum günü...
Yağmur ve gözyaşı bir cuma günü yine birleşti...

1 Kasım 2011 Salı

Gurbetteki Mona Lisa

"Kalkın gidiyoruz", diyor babam.Annem üç çocuğuyla yattığı yer yatağından doğruluyor.
"Nereye gidiyoruz?"diye soruyorum,
"Gurbete"diyor annem...
Gideceğimizi anlamıştım tüm eşyalarımızı bir kamyona yükleyip,bir yer yatağını gerimizde bırakmaya karar
verdiğimizde.
Kara trene biniyoruz.Kardeşlerim tren penceresinden başlarını çıkartıp ağızlarını açıyor.Hava dolan ağızları
onları güldürüyor,trenin kurumundan kararan yüzlerini gördükçe ben gülüyorum...Annem sessiz sessiz ağlıyor.
Ben de kafamı pencereden sarkıtmak istiyorum.
Annem ağlıyor,vazgeçiyorum.Babam gibi pencereden bakar gibi yapıp düşüncelere mi dalsam,annem gibi
ağlasam mı , kardeşlerim gibi kara treni oyun arkadaşı mı yapsam?
Annem kardeşlerime kızıveriyor"yüzünüzün karasını nasıl yıkayacağım bakalım gideceğimiz yerde su var mı?"
Ardımız da bir yer yatağını bıraktığımız evimizin büyük küveti aklıma geliyor,üç kardeş içine girip kahkahalarla
yıkandığımızı hatırlayınca sarsıla sarsıla  özlüyorum.
Kara tren günler sonra bizi gurbete bırakıyor.Gurbet nasıl bir yer diye çok düşünmüş çok hayal kurmuştum yolculuk boyunca...
Gurbetin içinde annem mutsuzdu,hep özlüyordu ben anlayabiliyordum ama kardeşlerimin hiç bir şeyden anladığı yoktu hemencecik gurbetin çocukları ile arkadaş olmuşlardı...Babam öğlen yemeğini işinde yemiyor
yemeğini torbaya koyup eve getiriyor.Güneş tepede,kardeşlerim sokakta,annem pencerede,babam çabucak
geri dönmek şartıyla evin yolunda...Bir öğlen vakti bu şekilde geçirilecekken ben nerdeyim hatırlayamıyorum.
Komşularımız bize gelmiyordu,dışarıda gördüklerinde soğuk selamları vardı ,neden gelmiyorlardı anlamıyordu
annem...Oysa hiç yoktan bir komşusu olsa babam öğlen koşturmayacaktı.
Gurbette insanlık böyleymiş diyor annem daha bi özlüyordu anlıyordum...
Özlediği yerden bir ölüm duydu annem kuran okutmak istedi.Gelmeyen komşuların kapısını çaldı kuran okumasını bilen var mı diye soruşturdu.Kuran okumasını bilen bilmeyen evimize doluşuverdi annem öleni
unuttu ki yüzünde gülümseme hiç eksik olmadı.
Salonumuz da herkesin kafası Mona Lisa tablosuna doğru...
Kuran okuyacak kadın anneme aylardır herkesin dilinde olanı ama bizim haberimiz olmayanı açık ediyor.
"Hanım,siz gayrimüslim misiniz?
"Hayır müslümanız elhamdülillah"
"Ne diye Meryem Ana'yı salonunuzun baş köşesine asıverdiniz?"
Eşyalarımız gurbetteki evimize taşınırken komşular devasa Mona Lisa tablomuzu görmüşler Meryem Anaya
benzetmişler bizi de gayrimüslim yapmışlardı...
O günden sonra  Mona Lisa yüzünü duvara çevirdi,annem böyle çok mutluydu.
Gurbette iken Mona Lisa annem için büyük fedakarlık yaptı bunu hiç unutmam yıllarca kim yüzünü duvara çevirir...