21 Temmuz 2011 Perşembe

Çok Kayınvalide

Gelin sıfatını aldığım günlerde de bende bir değişiklik yoktu.Ayşe'nin zaten bir dolu sıfatı vardı;
Olumsuz ayşe,geveze ayşe,boşboğaz ayşe ailemin yüzüme karşı söyleyebildikleri sıfatlarımdı bir de söylemeye
cesaret edemedikleri ama için için hissettirdiğim kötü sıfatlarım da var biliyorum ama yazmıyorum...
Böyle bir ayşe'ye ,çok olumlu çok sevilen çok aranan çok hareketli çok çevreli çok neşeli çok eğlenceli
çok aktiviteli çok sevecen çok merhemetli çok renkli çok sohbetli bir kayınvalide nasip oldu..."Çok kayınvalide" min bu ve sayamadığım diğer güzel sıfatları tüm çevresi tarafından tastiklenip onaylanmıştır yani çıkarcı bir gelinin
vasat kayınvalidesini övme çabalaması değildir..
"Çok kaınvalidem"için ayrı bir köşe açmak istiyorum.Şaşırtıcı ve renkli bir köşe olacak biliyorum.
Ne kadar kötü sıfatlarım da olsa da her zaman kayınvalidesini güzel anan bir gelin olacağım...

11 Temmuz 2011 Pazartesi

Okudunda ne oldu?

Nerdeyse oğlumun boyuna ulaşan bu kitapları sadece bir sınav için hatmettim.Sadece bir sınav için
içi yasalarla ,problemlerle ,ezberlenmesi gereken sayfalarla dolu bu yükseltiyi bir değil iki değil ezberleyene
kadar okudum.Evin işleri ve iki yaşında bir çocuk ile.İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu biri
İngilizcesi yoksa yüksek lisansı yoksa tecrübesi yoksa yaşı da standart üstü ise ne iş yapar?
Fakültenin bitmesini bile bekleyemeden evlenmiş hayatın anlamını evinde çocuk bakmak olduğuna karar
vermiş bir evhanımı çalışmak isterse önündeki  duvarları ,duvar kadar kitap okuyarak aşabilmek ümidindeydi.
Okudu sınavları kazandı.Lise mezunu biriyle karşılaştı aslında yapacağı iş evhanımının bu lise mezunu kızın
yapageldiği işti ve kız bön bön bakarak"okudunda ne oldu" dedi.Soru sormamıştı kız,işini elinden almak
isteyen üniversite mezunu ve belgeli birine kafa tutmaktı bu cümle ile.
Kimsenin işinde gözüm yok sadece" okudumda ne oldum'un"cevabını nasıl alacağım onu merak ediyorum..

8 Temmuz 2011 Cuma

Fotoğraflı duvar

Anneannem öldüğünde nerdeyse yüzyıllık evinin odalarından birine daha
önce vefat eden anne ve babasının fotğraflarının yanına karısının ve kendisinin de vesikalık fotoğrafını astı dedem.
"Sen yaşıyorsun demesinler bilsinler ki ben  ölümü bekliyorum"dedi dedem,her gün özlenen birini bekler gibi ölümü gözledi.
Onlarca odası olan evinin bir odasında yanlız başına sanki beklenen
misafir bugün gelebilir gibi hazır ve istekli yaşamaya devam etti.

Onbir sene boyunca eşinin yerleştirdiği bir eşyanın yerinin değiştirilmesine kaybolmasına atılmasına gönlü razı olmadı.
Eskiler,anılar, tatillerde gelen çocuklar torunlar avuntusuydu.
Dedem çayına şeker atılıp karıştırılmasını bekleyen biriydi anneannem
hayattayken ve karısı vefat ettiğinde ogüne kadar hazır yemeğini
ısıtmak için dahi olsa ocak nasıl yakılır bilmiyordu.Yetmiş yaşından
sonra ocak yakmayı,yemeğini yapmayı,yanlız yatıp yanlız kalkmayı
hatıraları her gün daha çok anıp yeni olana yabancılaşmayı öğrendi.
Dedemin annesi okumuş kültürlü tüm köyün akıl danıştığı biriymiş
kocası 93 harbinden gelememiş bunun üzerine kendisinden küçük
kaynı ile evlendirilmiş.Yeni eşi de harbe katılmış esir düşmüş işkence görmüş sularla dolu bir mahzene kilitlen-
miş.O zamanlar koca evinden geri dönüş sadece ölümle olunurmuş kadının sığınacak hiç bir yeri olmadığı
için başına gelenlere sadece kabullenmek düştüğünü çok iyi bilirmiş.
İlk eşi hiç bir zaman dönememiş ikinci eşi harbten döndüğünde tanınmayacak
haldeymiş.Yıllarca çocukları olmamış bunun nedenini şimdi anlıyorum,kendinden
küçük kaynıyla evli olmak,abisinin eşiyle evli olmak her iki taraf için katlanılması
çok zor bir yaşam.Sonunda dedem doğmuş.Tek çocuk olarak bir eli yağda bir eli
balda her dediği olan bir çocukluk gençlik geçirmiş.
Anneannem dünyalar güzeliymiş boyu dedemden uzun, gözleri mavi her gülüşünde
al al yanakları varmış.En güzel kız ile evlenmiş dedem.Dedem uçarı,zengin ...Yedi
çocuğu genç karısının kucağına verip değişiklikler arayışına girmiş.
Anneannemi hatırlıyorum dev boy aynası önünde dedemle birlikteler çok mutlu.
Aynanın kenarı kadife üzerinde bakır kelebekler süslü,her tatil bu dev aynanın kenar
süslerinden gizli gizli kelebekler kopartırdım.Aynanın önüne diz çökmüş dedem onun arkasında anneannem...Anneannemin elinde bir kapta siyah boya var dedemin saçlarına bıyıklarına özenle
sürüyor,banada sürmesini istiyorum bazı akşamlar elimize sürdüğü kınalar gibi...
Kocasını çok önemsediğini görüyordum dev aynadan.Kocasının tüm acı veren anıları bu önemseme ile kaybolup gidiveriyordu dev boy aynasında.
Anneannemi çok seviyordum sessiz mavi gözler ile sıcacık al al gülümsemeyi herkes severdi.
Çok korkardım fotoğraflı duvarı olan odada yatmaktan,anneannem öper, ayaklarımı ayakları arasına sıkıştıra-
rak sarılır yorgun değilse masal anlatarak uyuturdu.
Şimdi  duvarına onun fotoğrafı asılalı korkmaz oldum o odadan...

6 Temmuz 2011 Çarşamba

Dile benden ne dilersen

Oğlumun masal kitaplarını okurken bazen bir peri bazen bir cin çıkıp; "dile benden ne dilersen"
diye soruverir.
Sanki bana sorulmuş gibi heyacanlanırım,masal kahramanı ne dilemiş ezbere okurken ben çoktan
transa geçmiş olurum.O peri o cin aslında bana "dile benden ne dilersen" diye sormuş
hemen periyi cini fazla bekletmeden aynı bir cafede gorsonun ne içersinize cevabı gibi çok düşünmeden
bir cevap vermeye hazırlanıveririm.
Dileğimi söyleyeceğim, dileğim hemencecik gerçekleşiverecek.Aklıma yoklarım geliverir,
hangisine öncelik vereyim diye düşünmeye başlarım.Şu olsa bu olsa diye düşünürken vakit geçer periye yada
cine ayıp olacak gibi utanıveririm ve bu nazik teklife ;  "şimdilik çok şükür bir ihtiyacım yok" diye cevap
verdiğimi hayal edip transdan çıkarım.
Dün yine oğlumun masallarının arasından bir lamba cini çıktı yine aynı soruyu soruverdi.Benim bir dileğim
vardı uzun seneler boyunca hasretini çektiğim,onbeş yıl evvel vedalaşıp ayrıldığım üniversite arkadaşlarımı
yeniden görebilmekti...Bugün de onlarla birlikte bir cafede buluştuk.Ne kadar kolaymış buluşmak,zor olan
aynı şehirde onbeş sene birbirimizden habersiz olabilmekmiş.
Muzo ile Gülay birbirine hiç ayrılmamış gibi resimde sarılanlar.Ben de sarıldım aynı onbeş sene evvelime
sarılır gibi.Neden bunca yıl sarılamadım diye iç geçirdim.
Uzaktan el sallayarak bütün neşesini etrafına yayarak Muzo'yu gördüğüm anda yanımda canım Gülay'ım
vardı.Muzo hiç neşesini kaybetmedi , hiç suratı asık görülmemiştir,hep güler yüzlüydü.
Yanlış üniversite yanlış meslek üçümüzün de ortak konusuydu bugün.Muzo güler yüzü ,sabrıyla ,güzel yüzü ve
yumuşak bakışlarıyla öğretmen olmayı çok istemiş ama bankacılıktan tekstile kadar hiç sevemediği işleri
bunca yıl yapagelmiş.Sevmediğimiz işleri sırf iş olsun diye yapagelmeyi önce babalarımıza sonra cahilliğimize
sonra okulumuza sonra işte kim suçlu ise onun üzerine attık.
Konuşacak zaman çok azdı o yüzden uzun uzun bakışıp uzun uzun gülüştük.
Sık sık garsonlardan fotoğraflarımızın çekilmesi için ricalarda bulunduk.3lü kombinasyon misali önce içinde
benim olduğum üçlü ikili resimler sonra Muzo'nun üçlü ikili,sonra Gülay'ın üçlü ikili kombinasyonları şeklinde
üç farklı makina ile çekimler sonrası benim makinamda üçlü resim eksiği çıktı.
"Bir de benim makinamla üçümüzün resmini çekermisiniz"; diye garsona ricadan utandığımdan bu resimde
görüntüm eksik kaldı.
Neyse,Muzo senin için bloğumu süsledim nasıl olmuş....

5 Temmuz 2011 Salı

Saadet,hayatı olduğu gibi kabul etmektir.

Çocukluğumun tüm tatilleri , minareli gölü olan köyümüzde geçti.
Öğretmenimizin elini öpüp karnemizi aldığımız gün otobüse biner tüm yaz tatilimizi burada geçirirmek üzere
yola koyulurduk.Tatil ,yazın çalışmak zorunda olan akrabalara yardım demekti, ailecek dinlenmek gezmek hatta sohbet etmek çok yabancı gelirdi hiç yaptığımız bir şey değildi.

Çok kalabalık, çok iş arasında kaybolup giderdim.Almanya'dan dayılar Belçika'dan teyzeler,köy dışına
bile çıkamamış büyükanne-büyükbabalar ile tüm zorluklarını kabul etmiş olarak köyde yaşamayı seçen
amcalar ve halalar ile yaşanan bir köy.
Kaybolmak çok acı verirdi.Bazen adımı unuturdum duymaya duymaya...
Sıkıcı uzun yaz tatilleri...
Sonra yaşım büyüdükçe kalabalık artacağına azalmaya başladı.Gençler şehre gitti,yaşlılarımız ise

                                     
bir daha tatilde bile göremeyeceğimiz yere gittiler.
Her öğün üç sofra kurulurdu birinci sofrada erkekler ve büyükler ,ikinci sofrada kadınlar ile gençler,üçüncü
sofrada ise biz çocuklar sıkışık sıkışık karnımızı doyurmaya çalışırdık.
Şimdi tek bir can , sessizlik ve insansızlıkla yaşamaya çalışıyor bu köyde.
Dolu dolu kalabalık içinde yitip gitmek istiyorum diyor.Yanlızlıktan haz etmiyorum diyor.Evimi de bırakmak
istemiyorum diyor.Yıllarca süren eşsizlik,insansızlık ,sessizlik ,tek başınalık çok zor diyor.

Yeni bir eş,yeni bir ev,yeni bir hayat istemiyor büyükbabam.Sadece yaz tatiline yine köye gelin diyor.
Hayat olduğu gibi kabul edilmeli diyor,değiştirmeye çalışmamalı...