18 Haziran 2011 Cumartesi

İlk Karne

İlk anne olacaksın dediklerinde ne hissetmiştim?
İlk kalp atışlarını dinlettiklerinde,
İlk kez ağırlığını içimde,
İlk çığlıklarını duyduğumda ve sol omzuma koyuverdiklerinde,
İlk kez gözlerim  gözlerini gördüğünde,
İlk kez kokunu ilk kez tenini öptüğümde,
ne hissetmiştim? Sen ilklerin gemisinin kaptanısın ben yolcusu...
Hiç bir şey benim sayemde olmuyor sadece bir izleyiciyim.
Şaşırıyorum kelimesi hisettiklerimin başına bir işaret olsun.
Senin geminde yolculuk yapabildiğim için şanslı ve mutluyum her gün...

16 Haziran 2011 Perşembe

Kapı Zili

Ahh sevgili eşim...
Bazen şu hayata sadece benim sıkıntılarımı,sorunlarımı,açmazlarımı,deliliklerimi,sonsuz ve saçma hayallerimi
dinleyeci ve tatktir edici olarak gönderildiğini düşünürüm.
Kocasını nerdeyse tapar şekilde  öven kadın sohbetlerine gitmeyeli çok oldu..
Kocasına sevgi lakapları takıp, aşkımın seçtiği parti iktadara gelsin yada kocişim söylediyse doğrudur yada
goncam nasıl isterse o olsun yeter ki mutlu olsuna hiç yaklaşamadım.
Ama bir şey vardı ki hiç sıkılmadan beni uzun uzun ama gözlerini ayırmadan dinlerken ve hak verirken aslında
ne saçma sapan bir konuda konuşa geliyorum diye de için için düşünürken yani hem konuşup hem düşünürken bir de  yıllardır beni bu şekilde dinliyorsun diyede seni takdir ediyordum.
Konuşacak fazla bir konum olamadı yıllardır.Evin içinde geçen bir hayattı benim ki ve konuşabileceğim
şeyler çok azdı.Okuduğum bir kitabı en ayrıntıları ile bir arkası yarın dizisi gibi anlatırdım yine gözlerini ayırmadan dinlerdin.Sıkıyormuyum diye de düşünürdüm ama sıkça hediye ettiğin kitaplar bu düşüncemi
yalanlardı...Sonra evimize bilgisayar girdi ben kadın bloglarını keşfettim ve tüm blogları her gün takip etmeye
başladım.Akşam yemek hazırlamayı bile unuttuğum oluyordu kapıda zil sesin ile mutfağa koştuğum anlarda
bile hani yemek nerede yerine yine o canlı dikkatli gözlerle ,aslıberyi,annecafeyi,delianneyi,anlatanneyi ve bir çoklarını akşam yemeği niyetine anlatıverirdim de sen dinlerdin...
Hep yoksunlukla ilgili yazagelmişim ama en büyük saadet her an yanında olan bir ömrü birlikte geçireceğin
kişinin sıkılmadan sorgulamadan ikna etmeye çalışmadan olduğu gibi dinleyebilmesi hem de heyecanını hiç
kaybetmeden istekle sanki yıllardır susmuşumda ilk kez dilim çözülmüş gibi...
Neyse sevgili eşim bir kaç dakika sonra kapının zili çalacak dönüş vaktin çünkü.Yine bilgisayar başındayım...

13 Haziran 2011 Pazartesi

Yokluğun sebeplerine dair

Tek başıma ıssız ıssız yazarken hissetmediğim duygulara kapıldım yazdıklarımı okuyan izleyicilerim olmaya başlayınca.Hissettiğim en büyük duygu utanma...
Aylardır satır düzeni kuramadım yazdıklarıma, kelimeler cümle olamadan ayrılıveriyor alt satırlara ve bloğum
düzenli satırlardan yoksun kalıyor.Sebebi var; bilgisayar cahiliyim.
Fotoğraflarım sönük ,odaksız ve bloğum görsellikten uzaklaşıp nerdeyse körselleşiyor.Sebebi var; markasız
Fi tarihinden kalmış fotoğraf makinam.
Renkli fotolardan uzak,düzensiz ve aşırı sade bloğumdan dolayı beni okuyan tüm gözlerden,gözlerimi
kaçırırcasına utanıyorum.
Aynı güzellik yarışmasına katılmış çirkin bir kız gibiyim.Güzel kızların arasına hodbinlikle kendini atmış bu
biçareye, sevgili izleyiciler inşallah merhametle acımak arasında gelip giderek kabullenmeyi seçmemişlerdir.
Ama gönül güzeli seviyor öyle olmasa da güzellerin içinde olmayı arzuluyor.Düzensiz satırlarını ,renksiz fotolarını , aşırı sıradanlığını da sırtına alıp sahneye fırlamış bu hodbinin yüzü kızarsada içi kıpır kıpır...
Sanki tüm yokluk kapılarının bir bir anahtarları  gizli bu sahnede ve onları bulmaya çok heveskar bu biçare...
Şimdi başlık ve foto uygunluğunu sağlamak için gerçek konuya geçelim.
Yokluk her şeyin içinde var .Hareketimde görünen yokluklarım yanında düşüncelerimdeki görünmeyen yokluklarımı hep hissetmişimdir.Görünen yokluklarımı bir şekilde görünmeze çevirmeyi başarabilsemde
görünmeyen yokluğum içimi çok acıtıyor.
Sahiplikle ilgili görünen yokluklarım ,ev sahibi,markalı giysi sahibi,kaliteli fotoğraf makinası sahibi,iş sahibi,
kendine güven sahipliği yoksunuyum.Bu ve benzeri bir dolu yoklukları bir şekilde idare edilebilire dönüştürme
çabaları ile yuvarlayabilirken içteki yoklukla başedebilme nasıl başarılabilir?
Başıma gelen tüm yoklukların başını bir sebep ipiyle sıkıca bağladım ki yokluklar başını alıp beni istemediğim yerlere götürmesin.
İçimdeki yokluğun başını bağlayamadım ve beni istediği yere götürmeye çalışıyor....
Ve fotoyu da konuya bağlayamadım...

1 Haziran 2011 Çarşamba

Dünyanın en güzel şehri

Hiç yurt dışına çıkamamış birinin dünyanın en güzel şehrini anlatmasını isterseniz buyrun efendim...
Hiç merağa bırakmadan Ankara diyorum.
Ama anlatamıyorum çünkü şimdi oraya gitme vakti.Panjurlarını dünyanın en güzel manzarasına açmış şu balkonda oturma vakti .Kasıp kavurup tüm yeşillikleri kurutan sıcağı ile denizsizliği yada sıradanlığına bakılmaz, güzel olması için bir şehrin anne ve babanın orada olması yeter sebeptir.