20 Nisan 2011 Çarşamba

Eski

  Bu bizim masamız,annemle babam 36 sene evvel beğenerek almışlar.Evimizin misafir odasında görevini yıllardır yapmaktadır.Evimiz başkentte olduğundan hemşerilerimizi çok sık ağırlardık.
Hasta olanlar,vize almak isteyenler,bakanlıkla işi olanlar...Sırf bizi görmek için gelenleri ayırt edemezdik.Misafir her zaman en güzeli ile ağırlanmıştır bu masada.Bazı sandalyeler arızalıdır dikkat
ister bazıları ise ulaşılması en güç yerdedir çünkü sırf görüntü için konulmuştur oturmak tehlikelidir.
Önce çaktırmadan misafirin kilosunu gözümüzle tartıp hangi sandalye  taşıyabilirse ona oturturuz.
Bazı aceleci misafirler yer gösterilmeden oturmaya kalkışırsa çoğunlukla kendilerini yerde buluverirlerdi.Bizi ve misafirlerimizi böyle çok güldürmüşlüğü vardır.Acı tatlı tüm anılarımızın sessiz
ortağıdır,bebek iken üzerinde zıplarken,yaşgünlerinde pasta keserken ,üniversite sınavına hazırlanırken
sınav formlarını doldururken nişan düğün yemeklerinde hep onunda olduğu resimlerimiz var.
Emektar masamıza herkes elinden geldiğince ilgi gösterir,kırıklar yapıştırılır,minderler silinir.
Üzerine oturduğumuzda her daim yıllarca bizimle olduğu için "maşallah ne güzel masamız ne dayanıklı
masamız var"sözünüzü ondan eksik etmemeye çalışırız.Bazı haddini bilmez misafirlerimiz ;
-Atamadınız gitti şu eskiyi!!! der.
Biz dumura uğrarız sanki kardeşimize annemize babamıza edilmiş bir söz gibi gelir "eski","atmak"...
Eski hiç bir zaman atılacak bir şey değildir bizim evimizde.Aynı yeni olan moda olan her şeyin evimize
giremeyeceği gibi...Evimizde olanı sevmek ve korumak annemizden babamızdan öğrendiğimiz bir kültürdür.Yeni model son model masa alacak kadar paramız olup olmadığını cimri olup olmadığımızı kestirmeye çalışanlara bir sözümüz var,o da sahip olduklarına değer vermek.Değer vermenin anlamıda
eski,modası geçmiş diyerek elden çıkarılmayacak kadar sevebilmek..Sahip olduklarımız eşyalarımız da
olsa değer vermeyi öğrendik, sıkılıp kapı önüne atılacak şeylermiş gibi değil ,modasıyla,yenisiyle kıyas
etmeden sevebilmeyi biz masamızla öğrendik.
 

6 Nisan 2011 Çarşamba

Yoksunluk

Babam yıllar öncesinin İstanbul'unu anlatırdı masal gibi dinlerdim.İstanbul'a üniversite tahsili için
gelmiş,mezun olması on seneyi bulunca anlatacak anıları da birikmiş..
-"Bir gün çok bunaldım fakirlikten,adalara gittim çok rahatladım,adalarda herkesin yüzü gülüyordu
hepsinin karnı tok belliydi,çocuklar gördüm güzel elbiseleri vardı çok mutlu oldum."dediğinde hiç
anlam verememiştim.
Aile,kalacak ev,paradan yoksun bir öğrenci iken babam çoğu kez hayatta kalma mücadelesi vermiş
tahsil yapacağı halde.Tıp fakültesini kazanmış okuyamamış,iktisat fakültesine kayıt yaptırmış.Kömür
taşımış,hamallık yapmış karnını doyurabilmek için.Galatasaray lisesinde öğrenci abiliğinden,Fazıl
Hüsnü Dağlarca'nın kitabevine bakmak gibi işleride olmuş ama hep yarını için parası olup olmayacağı
belirsiz insanlardan mış.
Parasızlıkla mücadele edebilme gücü  çocukluktan edilen bir içgüdüymüş babam için.Onbir kardeşi
varmış ve sofraya her daim bir tencere içinde çorba gelirmiş.İlk kaşığa davranan ve çabukça işini
görebilen doyarmış.Ağlamamış ve hiç bir şey istememiş çocuk iken çünkü aç karınlarının doyup doymadığının farkına bile varamayacak kadar çok çocuğu varmış annesinin.
Beş yaşında ilkokula,onbeş yaşında üniversiteye gitmiş olması herhalde bu hızlı hayatta kalma mücadelesinden olsa gerek.
Yoksun olmak paradan,fakir olmak anlamına gelmemeli.Parası olmasada anne babaların, çocukları
yoksun olmasa...
Yarın param olacak mı diye derin düşüncelerle yatağa baş koymasa anneler babalar...
Parasızlık her gece bir kabus olup uykulardan uyandırmasa...
Sabah olunca paradan yoksun anne babalar çocuklarından gülümsemelerini eksik etmese...
Çocuk paradan ne anlar diye çok söz duymuştum.Parasızlıktan çok iyi anlar çocuklar oysa...



3 Nisan 2011 Pazar

uyku

 Banyonu yaptırdım.Tırnaklarını kestim.Çizgi çalışmaları ödevini yapmana yardım ettim.
 -Çok zor anne yuvarlak çizmek,yardım et, dedin diye...
Bonyo yaptın üşüme diye kaloriferi daha bi açtım.
Uyku vaktin geldi yatağına yatırdım.
 - Öğretmenim kızıyor annenizle yatmayın diyor ama ben söylemem ne olur sende benimle yat,dedin diye
yanına uzanıverdim,kitap okudum,kitabın sonu gelince  sohbet ettik.
 -Anne ben kulaklarımla burnumla saçlarımla da seni görebiliyorum dediğinde gözlerinin kapandığını
anladım.
 Uyudun.Tertemiz,tırnakların kesilmiş ...
 Uyudun.Ödevlerin yapılmış...
 Mutlu sabahlara uyanılan uykulara dal...
 Gözlerin güzel geçmiş günün yorgunluğuna dayanamayıp kapansın...
 Her güneş önce senin gözlerini açsın...
 Yeni gününe başlarken hiç bir şeyin yokluğunu hissetme...