18 Şubat 2011 Cuma

ıssız bir adaya yanımda götürmek isteğim üç şeyden biri olan kayınvalidem

Dondurmalı sütlaç aklıma geliyor...
İlk tanışmamızdı elimi, kolumu,gözümün önüne düşen saçımı,sözümü nereye koyacağımı şaşırmış
dondurmalı sütlaç tabağını tutuyorum.
Nişanlım şimdi hem annesinin oğlu hem ileride evleneceğim eşim gibi çeşit çeşit,yaptığı sütlaçlı
dondurmayı ikram eden kişi hem anne hem kayınvalide hem yabancı, çeşit çeşit ,insanlar gibi karşımda
oturmuşlar...
Gözlerim iki görsede, beynimde hepsine farklı yaklaşılması, konuşulması gereken bi dolu insanlar dönüyor.
Başım dönüyor,midem bulanıyor güzelim dondurmalı sütlacı yiyemiyorum...
Dondurmalı sütlacını yiyemediğim için kayınvalidem hiç bir şey söylemedi,gözlerinde nasıl istersen
öyle yap,senin yaptıklarına saygım var hatta yapacaklarına desteğim daha bitmedi yeterki sen mutlu ol
sen mutluysan ben de mutluyum okunuyormuş,ama ben o gün şaşkınlığımdan gözlerine bakamamıştım.
Oniki sene sonra ise ıssız bir ada onunla yaşanır hale gelir diye beraberimde götürürdüm diye yazdım.
Yaşadığım her şeyi kayınvalideme anlattığımda daha değerli hale getirdiği için onuda yanımda götürürdüm...
Kabuslar görüp sabah kayınvalideme anlattığımda,neşeye feraha bolluğa mutluluğa ereşeceğim diye
yorumladığı için götürürdüm...
Sık sık bunalıp karamsarlığa düştüğümde her zaman güçlü bir yanımı bulup onu şirip şirip balon yapıp
beni havalara uçurduğu için götürürdüm..
Hata yaparım hatalarda boğulurum,hiç sıkılmadan elini uzatıp kurtardığı için yanımda götürürdüm...
Beni gelini, oğlunun karısı gibi sıfatlarımın yanında insan olarak da görebildiği için ...
Ne yağcı gelinmiş sıfatınıda almadan burada keseyim...

16 Şubat 2011 Çarşamba

Yeni Hayat

Babam beni çok severdi ..
Gecelere kadar ders çalışan babamın yanından ayrılmak istemezdim,sobasız odalarda yorgan altında
kitap okur yazı yazardı "üşürsün sobalı odaya git"demesine müsade etmeden yanına sokulur uyurdum.
Öyle soğuktu ki doğunun bu ili babamın yorgan dışında yazı yazdığı kolu tutmaz oldu kırkından sonra
sol eliyle yazmaya alışmıştı.Kitaplarını bana da okurdu,bu eski kalın kitapları hala saklarım iktisat
hukuk maliye...Karlar neredeyse boyuma çıktığında bile hiç aksatmadan özel derslere götürürdü
ingilizce mandolin...Her zaman dilinden düşmeyen tek şey bana dair"kızım üniversiteye gidecek büyük biri olacak"... Gözlerim kapalı üniversite koşuna çıktım belki bu yüzdendir.Büyük biri olmanın kapısına
bırakıverdi bir sabah babam beni...1960 larda babamın okuduğu fakülteyi aynı bölümüyle kazanmıştım.
Çocukluğumda dinlediğim anıları ile kitapları ile hiç değişmemiş bu eski fakültenin adı benim için babamın fakültesi olarak kaldı.
 Babam için hiç sevmediğim bir bölümde çok korktuğum bir şehirde yapayanlız okumaya gelmiştim.
Münasip bir kız yurduna yerleştirip benimle veda vakti geldiğinde babam ağlamaya başladı.
Öyle gözden gelen birkaç damla yaş değil oluk oluk boşalan barajından taşmış sel gibi,yurdun önündeki
pis sokağın kaldırımına yığılıp hıçkıra hıçkıra...Oysa ben cesaretimi toplamış "baba beni burada bırakma seneye bir daha girerim sizin yanınızda bir okul kazanırım" diyecekken...
Neyse sonunda fakültedeyim Gülay,Gül,Serap,Muzaffer,Müzeyyen,Pınar,Ebru...
Her sıkıntımda benimleydiler yanlız değildim,çok olaylar oluyordu bizim kampüste hatta bir keresinde
maliye teorisi dersinde bir grup okulu basmış bağırtılar ayyuka çıkınca dersin hocası kürsüde iken masanın altına saklanıp uzun süre çıkamamıştı sivil polisler sınıfa girip bizi götürmek istemişlerdide
biz ders dinliyoruz işte hocamızda masa altında demiştik...Sessiz sakin anfi önünde ders için sıramızı
beklerken birden kafamız üzerinden bıçak ustura hatta kama uçtuğunu biliriz.
Ben hep seyirci kaldım olup bitene akşam olsa da babama anlatsam diyede biraz da sipiker..
Şimdilerde ise yaşadığım içinde olduğum hiç bir şeyin seyircisi yada sipikeri olmak istemiyorum..

15 Şubat 2011 Salı

Gülay

Bindokuzyüzdoksanüç öss ve öys maratonunun çocuklarıyız biz.Gözlerim kapalı öyle bir koşmuşum ki
gözlerimi açtığımda yarışı kazanmış ,hiç sevmediğim ve yıllarcada sevemeyeceğim bir bölüme yerleşmiştim.
Fakültede anadolunun tüm illerinden arkadaş edindim.Gülay farklıydı...İstanbullu ,güzel not tutan
simsiyah gözlerinin üzerinde rimeli hiç eksik olmayan ve rimelleri akacak kadarda her daim kahkahası
eksik olmayandı...Benim arkadaşımdı diyemiyorum çünkü yanından hiç eksik etmediği kendi gibi
İstanbullu Pınar'ı vardı.Anfide kampüste yemekhanede hep yanyana ayrılmaz ikiliydiler...
Kıskanmıyordum Allah için,ama herkesin arkadaş olmak istediği bir tipti.En güzeliyle dinler en olumlu
çözümler getirir yardımı sever sıcacık biriydi.Olağanüstü bir şey yok işte aslında herkesin tanıdığı bir
Gülay olmuştur yaşantısında.Şimdi şuracığa bir resmini koyabilseydim onsekiz sene evvel kampüste
anfide ne bileyim işte üniversite hatırası diye...Ama yok işte,ne kıtlık zamanlarmış fotoğraf makinası
bile lükstü ...
Okul bitince tüm arkadaşları kaybettim hepsi birdenbire rüyadan uyanılmış gibi yok oldular.
Neden birbirimizi böyle kolay unutabildik oysa unutulması haksızlık mı bencillik mi desem onca
güzel anılar yaşamışken...
Nasıl unutulur Salih Turan'ın rengarenk mendilleri ,Ali Özgüvenin mikrofonu,Macide Soğur'un şortları
Mehmet Altan'ın "internet denilen şeyi bilen var mı" sorusuna yüzkişilik anfiden ses çıkmayışını,
Toktamış Ateşin masmavi gözleri ile Nevzat Yalçıntaşın parlak bürokratlığı,Yavuz Yıldızın finalinde
alışık olmadığımız bir melodi çalarken "oooo aramızda zengin cep telefonlular varmış" dediğini...
Şimdi burada kesiyorum üniversite anılarımı detaylı yazacağım ama Gülay'ı şimdi anmak istedim.
Çünkü onbeş sene sonra beni bulmuştu,benim gibi ev hanımını bulmak kolay değil hiç bir yerde
çalışmamış adı sanı hiç bir yerde geçmemiş sıradan birini bulabilmesi benim için çok büyük bir şey..
Bende seni unutmadım Gülay ve hasretle okul anılarımızı anıyorum.Kampüste yüzyıllık ağaçların
altında otururken,anfilere giden uzun patikada seni yanlız görüp koşarak koluna girmeyi ,olur olmaz
herşeye kahkahayla gülmeyi çok özledim.
Onsekiz yaşında olabilmeyi çok isterdim...
Hayatı, sanki  çoğu yanlış cevaplandırılmış sınav kağıdı gibi elimde tutuyorum,oysa onsekiz yaşıma
tekrar dönebilsem biliyorum hep doğruları bulur cevaplardım...
Sevgili arkadaşım Gülay sen benim onsekiz yaşlarım gibisin seninle hatıralarım hayatımın
en güzel yıllarına ait..