12 Ekim 2011 Çarşamba

Ve Kayınvalidem

Küçük bir kadınmış yabancısı olduğu memlekette.
.Aynı evin içinde yaşamaları kadını kocasına yakın edememişti
Oysa yabancısı oldukları memlekette bir kendileri varmış aynı dili konuşan aynı yemekten hoşlanan...
Ne yapsındı kadın, elinden ne gelirdi?Elinden geleni hiç yoksunmadan verivermiş kocasına ama gönlünden
verebileceği hiç bir şey yokmuş...
Gönlünü kazanmayı başaramamış kocası çünkü.
Henüz kendini,kendi bedenini,kendi hayallerini tanıma çağına gelmeden evlendirilivermiş,yaşça çok büyük
kocasıyla.
Kendini tanımak için vakit verilmemişti ama  kocasını tanımak için uzun yıllar harcayacaktı kadın,olsun huzurlu
bir yuva için uzun yıllar da verilebilirdi...
İki oğlu olmuş yaşı da otuz...
Yabacısı olduğu memleketin içine girmiş kadın tanışmış çalışmış yabancılık kalmamış.Kocasının dünyasına
girememiş onu hiç tanıyamamış ve kendisine her daim yabancı olan adamı  sevememiş...
İki oğlu olmuş yaşıda otuz..
Bir vakit gelmiş kadında...
Hiç bilmediği hiç görmediği hiç düşünmediği bir vakit...
Kocasız yaşamak vakti...
Evlendirilmeden önce babasının evinde zenginlermiş,babasının fabrikası varmış...
Evlendirildikten sonra kocasının da zengin olduğunu görmüş.
Fakirliğe çok yabancıymış...
Siyah beyaz televizyonun evlere giremediği bir vakitte renkli televizyon izleyen çocuklarına nasıl fakirliği
anlatacaktı?
Çocuklar annelerine yakındı,onu hep gülerken görmek istiyorlardı ve bu, renkli televizyonda gördükleri ile
kıyasalanamayacak kadar değerli idi..
Renkli televizyonsuz bir eve bir bavul iki oğluyla hicret ettiğinde yine yabancısı olduğu bir şeye alışmak vakti
nin işlemeye başladığını anlamıştı kadın.
Yabancılık çektikleri hayatta kalabilme,hayatı sürdürebilme yani para kazanabilme...
Kocasız yaşama vakti mecburen cesaret vermişti kadına önce plastik bir leğen aldı.
Bir demet maydonoz ile yeşil soğan,bir paket ince bulgur ile kırmızı biber...
Soluk soluğa plastik leğenin başına geçti üç beden.Önce kadın davrandı tüm malzemeleri harmanlayıp tüm
gücüyle yoğurmaya başladı.Yoğururken kadın boncuk boncuk ter döktü ,yabancı değildi terlemeye ama bu ter farklıydı çünkü bu ter üç hayat içindi.Sert buğday yavaş yavaş eridi kadının mecburen güçlü ellerinde..
İki oğluna uzattı yoğurdunu tatmaları için.Çocuklar güldü.Çok acıydı.Annelerinin damak tadıydı bu acı, kimse yiyemezdi onun gibi acıyı babaları bile..
Bir leğen dolusu çiğ köfte şimdi satılmalı idi kapı kapı dolaşılarak,bir leğen dolusu çiğ köfte üç bedeni yaşatmalı idi
bir leğen dolusu çiğ köfte özgürce hayal kurdurabilmeliydi..
Anne ve oğulları paylaştı çiğ köfteleri ,yabancısı oldukları semtin içine dağılıp önlerine çıkan her kişiye
hayatta kalabildiklerini ve istedikleri gibi yaşayabildiklerini şöyle haykırdılar;"çiğ köfte almak istermisiniz".....
.

3 yorum:

  1. ne güzel anlatmışın, bir çoklarının gibi hikayesi...

    YanıtlaSil
  2. Ne kötü bir vakittir o,ne acı bir vakit,insanın dimdik ayakta durması gerektiği,ama yardıma ihtiyaç duyduğu bir vakit..

    YanıtlaSil
  3. Şahane bir anlatımın var senin, satırların arasında kayboldum, kayınvalide ve çocuklar gözümün önünde yaptılar, sattılar çiğköfteleri sanki. Ayşecim, bu blog yazılarını kitap yapabilsen keşke, öyle güzeller ki.....

    YanıtlaSil