21 Eylül 2011 Çarşamba

Kadının Adı Yok'a dair

Kapı önüne çöpe atılmak üzere koyuluvermiş kitap şimdi masamda duruyor.Kadının Adı Yok'u neden
 bugüne kadar okumadım? Vefat eden yaşlı teyzenin kitabı olması sebebiyle mi okurken hep onu
hatırladım?Kapı önünde sadece bir merhabalaşmadan öteye geçmeyen komşuluğumuz dan ona dair
ne biliyordum ki? "Kocam bensiz yapamaz onu hiç yanlız bırakmadım" demişti bunu biliyorum.
"Kadın" tüm hemcinslerimizin ortak adı...Vefat eden yaşlı teyze bir kadın,onun alt katında oturan çocuğunu
okula yollayıp toplanmamış kahvaltı masasında bilgisayar başında ki ben kadın...
Çoğu zaman çoğu yerde Kadın olmak,erkek olmaktan insan olmaktan sonra geldiğini biliriz.Bu bilgi her zaman işe yaramıştır.Aza kanaat kadınların en güzel huyudur.Az sevilmek,az düşünülmek,az vermek...
Hiç yoktan iyidir,az.Çünkü çoğu kadın hiç yokmuş gibi hiç sevilmiyor,düşünülmüyor,hiç bir şey verilmiyor.
Köylerde çoğu kızlar babaları tarafından sevilmediklerini düşünülmediklerini ,okula gönderilmeyerek,
mirasından pay alamayarak ,kendisine sorulmadan evlendirilerek farkındalar.
 Apartmanımız dairelerinden her sabah onlarca kadın şehir hayatının iş hayatının içine dalmak için çıkıyor.
Kadınsız ev,annesiz çocukların ihtiyacı karşılansın diye bir o kadar  kadın apartmanımızda her sabah
iş başı yapıyor.
Şehir hayatında ki "kadının adı yok" ta kadın, iş hayatın da hakettiği yere gelme,taciz,ev hayatında kocanın
ilgisizliği kokmuş çorabı aldatmasına kadar genelde erkek engelline takılmış yürüyemeyen bir kadın...
"Kadının Adı Yok" ta kendi istediği bir hayata doğru yürümek isteyen kadın vardı ve 70 li yıllarda geçiyordu.
Çevresinde ki kadınlardan bile tepki almıştı, neydi istediği gibi yaşamak ve ona doğru yürümek?
Evli arkadaşları çoluk çocuğa karışmış çoğu mutsuz iken onlara benzemek istemiyordu.
Kocaları ile ilişkilerini gömme bir dolab yada banyo küveti gibi algılayan kadınlar...
Ağır olduğu için yerinden oynatamayacağına karar verip ve olduğu yerde olduğu gibi kabul edilen kocalar..
Vefat eden yaşlı kadın komşum,bu kitabı otuz sene evvelinden okumuş olsa gerek.Okumuş, ama istenilen
hayata doğru yürümek nedir diye sorgulamadan,sırtına yüklenen bir ağırlık ile barışık olmaya çalışarak...
Yüklenilen her yükte daha az ağırlık hissetmek için kaçış yerleri arayarak okumuştur.
Sonra sevmiştir değiştirmeye gücü yetmediği ağırlığını.
Bir ömür geçirdi bir ömrünü verdi.
Çöpe atılmak üzere kapıya konmuş "kadının adı yok"u almak için çaldığım kapıdan elim kolum yaşlı teyzenin hatıraları ile dolu çıkıyorum.
Gümüş kutusunu açıyorum içinden tesbih çıkıveriyor...

1 yorum:

  1. Çok duygulu bir yazı olmuş. Tam da feminist duygularımın kabardığı günlere denk geldi :) Biz bu dünyada bu kadarız işte, 'kadın' demekle 'hiç' demek arası birşey...Kahve Dükkanı'ndan sevgiler...

    YanıtlaSil