20 Eylül 2011 Salı

Kadının Adı Yok

Biz tatilde iken apartmanımızdaki yaşlı bir teyze vefat etmiş.Kapı önünde bu teyzeye ait olsa gerek bir
dolu eşya çöpe atılmayı bekliyordu.Üstte kalmış hemen göze çarpan bir kitabı almak için izin istediğimde
teyzeye ait bir dolu eşyayı kucağımda buluverdim.Acele acele hatıraları anlatılarak elime masa örtüsü,gümüş
tarak ve ayna,markalı bir sırt çantası ile gece elbisesi ve ayna ile tarağın takımı olan gümüş kutu tutuşturuluverdi.
Almam ne yapacağım bunları diyemedim her an apatman görevlisi gelip her şeyi çöpe atabilirdi...
Teyzeyi oniki yıldır apartman kapısında görürsem selam veriyordum.Tek görmemiştim hiç hep yanında eşi vardı.Ne güzel bir çift hiç ayrılmıyorlar biz de onlar gibi olabilsek diye iç geçirdiğimi de hatırlıyorum.
Bir gün arkadaşım muhtardan yoksul ihtiyaç sahiplerine, evinde çorba pişirip ekmek ile adreslerine götürmek
için izin istediğinde beni de yanına aldı.Muhtar istekli olanların listesini verdiğinde nedendir bu teyzeyi de bilgilendirmek istedim hatta yanımızda bizimle gelmesini...
Bagajın içi yoğurt kapları içinde çorba ve ekmek dolu yollara koyulduğumuz da keşke o da gelseydi keşke
"amcanız bensiz yapamaz onu hiç yanlız bırakmadım"diye teklifimi geri çevirmeseydi diye iç geçirmiştim.
İstanbul'un kirli soğuk sokaklarında yıkılcakmış gibi duran viranelerin kapılarını çaldığımızda açan hep anne
hep kadın oldu.Eteklerini çekiştiren ayağa henüz kalkamamış bebekleri ile hasta çocukları ile özürlü çocukları
ile anneler uzatılan bir çorbaya bin kere dualar ederek alıyorlardı.Elimizde iki çocuklu ev diye geçen adresten
uzun süre ses çıkmayınca tam da geri dönecekken yavaşça kapının aralandığını duyduk.Ay gibi parlak yüzlü
genç bir kadın yere bakarak elimizdeki çorbayı aldı ayaklarında sorun vardı yürüyemiyordu çorbayıda düzgün
tutamıyordu ha devrildi ha devrilecek...
Kapı aralığından dinledik;onaltı yaşında ailesinden izinsiz sevdiği adama kaçmış.Ne yapsın gönlüne söz geçirememiş.İki çocuğu olmuş dünyanın en mutlu kadını imiş sonra bu hastalık gelivermiş.Ayakları elleri
yavaş yavaş tutmaz olmuş.Doktor çaresiz hastalık sonu yataktır dediğinde kocası huzursuzlanmaya başlamış.
Ve bir gün çocuklarını alıp sırra kadem basmış çok sevdiği kocası.
Oysa bu dünya güzeli kadın en fazla yirmibeşinde hala eli ayağı tutuyor...Bu soğuk bu harebe ev de çocukları
ve kocasını bekliyor belki acırlar ve geri dönerler...
Akşam olmuş İstanbulun ana arterlerinden bagajımız boşalmış arabamızla geri dönüyoruz...
İş makinası kılıklı ciplerini süren  kadınlar görüyorum telefonla konuşuyorlar.Arkadaşım bir şeyler anlatıyor
"Şimdi bu gece yastığa kafanı koyduğunda rahatlamış olduğunu fark edeceksin,gönlün ferahlamış olacak,
huzurlu uyuyacaksın..."Kulaklarım uğulduyor duyamıyorum,kapılar açılıyor,kapılar kapanıyor,çocuk gözleri
bir çorba kapağında,içeriden küf kokusu gelen evin aralık kapısı,içimi ferah hissettirmesi gereken annelerin
duaları...
Bir daha arkadaşımla çorba dağıtmaya çıkamadım.
 Vefat eden teyzenin kapı önündeki "kadının adı yok"adlı kitabını okudum.

1 yorum:

  1. corba dagitmiyarak da kacamiyoruz,bari derim ben,bu gece kafayi yastiga koydugumuzda baska dertlerle dertlendim de uykum kacti:(adi galiba vicdan,var olmasi bile guzel.dagitabilirsen dagit corbalari,guler yuzunle bence ayse.

    YanıtlaSil